BLOG SAYFAMIZ FORUM SAYFAMIZ VIDEO GALERI ALBUMLER

SanaSevdam.Net 3 Yaşında !




19 Ağustos 2007′de mouse’un bir sol tık hareketiyle başladı herşey.. Kimi logolar geldi geçti. Kimi üyeler .. Her geleni buyur etti SanaSevdam.Net bağrına bastı.Gel şöyle paylaş derdini, rahatla aramıza ailemize katıl dedi .. Gidenler de oldu tabi ama saygı da kusur etmedi geçirdi kapıya kadar her gideni .. Devamını Okuyun »


Can Dündar – Yalnızlığa Alışmalı




Bavulları hep toplu durmalı insanın…
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı…
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli…
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı…
Yalnızlığa alışmalı…


* * *

Çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti. Dayanışma… günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık…
Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.


* * *

İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa…
Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan… Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı… Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli… Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı…
Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına…
“Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşılsa yalnızlık olmaz” dizeleriyle başlamalı güne…
Telesekretere “şu anda size cevap verebilecek kimse yok” denmeli, “… belki de hiçbir zaman olmayacak…”
Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı…


* * *

Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
Haklılığın onuru yaşatır insanı… Susmanın utancı öldürür.
O yüzden en sessiz gecelerde ”doğruydu, yaptım”la teselli bulmalı insan…
Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı… Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı…
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı…
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli…
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli…


* * *

Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan…
Yollarla barışmalı…
Yalnızlığa alışmalı…


FORUMDAN OKUMAK İÇİN TIKLAYIN.


Düşüncelerimin başucunda



Hasretimin yıllardan beri bel bağladığı..
İşte odur düşüncelerimin başucunda.
O, göğsünün taşkın hareketi avucunda,
Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı.


Kendi bahçesidir onun içinde gördüğüm.
Yollar yine her günkü gibi yaz uykusunda
Ve yaban çiçeklerinin buruk kokusunda
Her ikindi günlük rüyasını gören mürdüm.

Onun da dudaklarında bir eskiye dönüş,
O da yüzmede bir ses yığını üzerinde.
Bin hatırayı bir anda duyan gözlerinde
İnsana ruhlar dolusu haz veren düşünüş.


Sonra kızlık kadar temiz, aydın bir açılma:
Evine giden toprak yolda o yine çocuk,
Yine uykuyla başlayan alemde yolculuk
Ve taptaze sabahlar kayısı dallarında.

Hasretimin yıllardan beri bel bağladığı..
İşte odur düşüncelerimin başucunda.
O, göğsünün taşkın hareketi avucunda,
Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı.

FORUMDAN OKUMAK İÇİN TIKLAYIN.


Can Dündar – Dolunaya İnat




Katran karası bir geceyi haziran bulutlarının arasından yırtarak, avuçlarında kıpır kıpır yıl*dızlarla odamın penceresini tıklattı dolunay…

“Sana Samanyolu getirdim” dedi ve bütün gökkubbeyi yeryüzüne indirmiş gibi mağrur, gülümsedi koltuğumun başucunda…

Ayla yıkanmanın keyfini sürdüm bir müddet…

Sonra penceremi açıp onu içeri aldım.

Efsunlu ışıklar saçarak, eteğindeki aydınlığı kitabıma, rakı kadehime, can eriklerime doladı.

Gecikmiş bir bahar, çekirge sesleri ve iğde kokularıyla içeri daldı hemen peşisıra… telâşla…

Şiirler doldu odama, mısra mısra…

Feneralayları geçti aklımdan; uzak denizler ve göç yolları geçti…

Dolanıp dolunayın kanadına, uçmak istedim…

* * *

Lâkin bırakmadı hayat…

Duyduk ki, güvercinleri kurşuna dizmişler arka bahçede…

Gülleri kesip, dikenleri büyütmüşler korku belâsına…

Toprağın bire bin verdiği ülkede mayın döşemişler sevdaya giden yollara…

Aşklar uzak, sevişmeler tuzakmış.

Dişlerinde kalleş ışıkların parıldadığı kurtlar, çeteler halinde boğazlayacak kurban arar olmuşlar dolunay geceleri…

Pas ve küf kokuyormuş eskiden nergislerin açtığı sokaklar…

Öylesine büyükmüş ki sis perdesi, ne yakamoz görüyormuş gözler, ne çoban yıldızı…

Güneş ülkesi, çocuklarını gömüyormuş lanetli karanlığın koynuna… ve öfke büyüyormuş sevda toprağının ana rahminde…

Doğa ne kadar cömertse, hayat o kadar bencilmiş evlâtlarına karşı… Bolluk içinde aç, varlık içinde yoksul, denizler ortasında susuz yaşar olmuşlar.

Ve ülke, aldırmadan doğanın gözkamaştıran büyüsüne, doludizgin koşuyormuş ölüme..

Prangalar… savaş tamtamları… ve ağıtlarla…

* * *

Dolunay, Samanyolundan ışıklarla eteklerinde; “Haydi” diyordu penceremin dibinde; “Haydi… ebedi baharın ülkesine…”

Lâkin dolunaya inat; öylesine bitkin ve naçar ki hayat…

Kopamadım akşam haberlerden…. dünyevi kederlerden… kelepçelerden…

Açıp penceremi, salıverdim dolunayımı, Cahit Külebi’den bir şiir fısıldayarak kulağına:

“Bir gün geleceğim / Alıp şu başımı / Bir gün geleceğim

“Belki de Haziran / Bulacak naaşımı / Belki de Haziran…”

Haziran, bir ozanın naaşını kaldırırken, dolunay eteklerinden efsunlu yıldızlar saçarak uzaklaştı.

Bakakaldım peşinden…

Ne gözümü alabildim… ne göze alabildim.

FORUMDAN OKUMAK İÇİN TIKLAYIN.


Can Yücel – Ellerimde Bir Gözyaşı




Ellerimde bir gözyaşı, gözlerim boş gidiyordum
Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu

Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde
Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi
Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim
Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mi

Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç
Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış

Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık
Sabahçı kahvelerde bir çiroz ötüyordu

Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri
Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler
Uyuklar gibi üstünde mermer masaların
Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış

Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında
Öbür tahtalara öbür insanlara doğru

Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum
Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu

Ağardım, nişanlayınca gece ve yavrulayan yalnızlık
Ya da ilk insanın doğdugu, öldüğü dağdi Moby Dick
Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan
çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu

Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri
Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde

Ellerimde bir gözyaşı, gözlerim boş gidiyordum
Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu
Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.


FORUMDAN OKUMAK İÇİN TIKLAYIN.


  • Hakkımda
    2007 Yılından beri yayında olan sitemiz,binlerce kullanıcıya içerik sağlamakta ve sanal değil gerçek dostluklara zemin hazırlamaktadır.Bu büyük ailenin üyesi olmak için Forumumuza kayıt olabilirsiniz.
 


SanaSevdam.Net | Aşk Forumu - Emo Nickler - Gothic Resimler - Emolar - Aşk Resimleri